Ana Sayfa

 Türk Uluslari

 Türk Gruplari

  Kizilbaslik ve Türkmenler (Dogan Özgül)


Önsöz
Aslında benim bastırılmış olan, "Distaş Köyü Tarihi ve Kültürü" adlı neşriyattan haberim yoktu. Bu Kitapçık ya da Mecmua, bir hayli tartışmalara sebep olmus. Benim bu konuda  herhangi bir şey söylemeye ne hakkım ne de niyteim var. Bu sayfada bulunan bazı  bilgileri bu kitapçıkdan tedarik ettim.Yanlız şunu belitmeliyim: Eğer elimde bu Kitapçık ya da bu Mecmua olmasaydı; Soy Ağacı sayfası kesinlikle  gerçeklestireliyemicekti, herseyden önemlisi kim, kimdir onu hiç bilmeyecektim. Bu önemli midir? Yorumunu kişilere bırakıyorum.
Ben kendi açımdan bunun ihtiyacini hissettiğim için bu yola çıktım. Bilhassa birbirlerimizle olan ilişkilerin günden güne sekteye uğrayıp koptuğu şu günlerde;sadece merakımdan ötürü bu sayfayı hazırlamak istedimdi. Aslında bu ödevi Derneğimizin üstlenmesi daha doğru olurdu,bilmiyorum belkide onlar hazırlamışlardır da benim haberim yok. Eğer durum böyleyse özür diliyorum. Tabii bunu bir eleştiri olarak da nitelendirmiyorum, bir arzu olarak düşünsünler akrabalarım.
Atalarımız aşağıda adları geçen köylerde yaşamışlar, hemen hemen hergün birbirlerini görmüşler, ölülerini, dirilerini ziyaret edebilmişlerdir. Düğün, dernek ve bayramlarda beraber eğlenmişler, cenazelerde beraberce üzülmüşlerdir. Bu gün bu tür olayları, duyguları ne derece beraber yaşayabiliyoruz? Hayır, suçlu ya da neden arayışı içinde değilim, gelişen ekonomik ve sosyal şartlar, bizlerin başka yerlere göçmesi bizleri bugün içinde bulunduğumuz durumlara getirdi. Herbirimiz bir takım yerlere dağıldık. Önceleri gurbet şehirler oldu, sonraları ülkeler oldu, bu gün gurbet Kıtalar olmuş aşamasında. Hal böyleyken ilişkilerimizin büyüklerimizin yaşadıkları dönemdeki gibi olmasını bekleyemeyiz, değil mi? İste bu durumda gerek kişi gerekse dernekler isterlerse bu konuda bazı girişimlerde bulunabilirler. Amaç insanlarimizin herhangi bir biçimde ilişkiler içinde olmalarıdır. Hele hele günümüzün  teknolojik olanaklarından yararlanılarak bu gayet kolay şekilde organize edilebilinir. İste girdiğiniz bu Web-Sayfası bunun basit bir örneği. Aslında böyle bir sayfa daha iyi, daha profesyonel hazırlanabilir, bundan şüphem yok, ama benim bunun için vaktim de yok, sevgili akrabalarım. Çok basit bir proglamla bunu hazırladım, belkide türkçe bir program vardır, bilmiyorum, ama Dernek Yöneticilerinin bu konunun üzerine hassasiyetle gitmelerini arzu ediyorum. Ülkeden binlerce km uzaktakilerin, bilhassa yeni doğanların akrabalarını tanımalarında, kim oldukları konusunda önemli bir unsur olduğunu düşünüyorum. Fanatik bir kimlik arayışı içinde değilim, ama nerelerden geldiğimizi de merak etmiyor değilim. Soy Ağacı programıyla kimin kiminle akraba, kardeş  ve eş olduğunu gördükçe şaşırdım. Kimlerle akraba olduğumu görünce de bu şaşırmam devam ediyor. Buralarda doğan çocuklarımız değil akrabalarını, büyük ebeveynlerini dahi zor tanıma durumundadırlar. En azından böyle bir Web-Sayfası sayesinde  elektronik olaraka haberleşebilir ve iletişimde bulunabilirler.
Sizlerdem ricam, bu sitede bulunan eksiklikler, yanlışlıklardan dolayı bana  tavsiye ve düşüncelerinizi aktarabilmenizdir.
Eğer aranızda bu konuda yetenekli ve istekli olanlarınız varsa, lütfen bunun daha iyisini yapmak için uğraşınız. Sizleri bu konuda beraber çalışmaya davet ediyorum.
Çalışmalarım daha devam ediyor, çoğu kişiler kayıtlı değiller, zaman buldukça kayıtlara devam etmeye gayret ediyorum. Hepsinden önemlisi terimler almanca, anlamakta tabii ki sorun çikabilir, bunun için kusura bakmayın.
Hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.

Sahin Alçinkaya

Köyün tarihçesi
Köyümüz Erzincan ili'nin Refahiye ilçesi'ne bağlı olup, ilçe merkezine 38 km uzaklıktadır. Kuruluşu, sözlü kaynaklara göre tahminen 1750'li yillara  dayanmaktadır. Köyümüzün insanları "Şadıllı Aşireti'ne" mensupturlar. Bu sayfada okuyacağınız bilgiler benim; gerek şifaen, büyüklerimizden, gerekse kendi araştırmalarımdan kaynaklanıyor. Malum Türkiye’de son yıllarda gündemde olan bir konu; biz ve bizim gibilerin Türk kökenli ya da Kürt kökenli oldukları tartışmalarıdır. Bu tartışmalara ışık tutacak en iyi bilgiler, kişilerin büyüklerinden aldıklari bilgilerdir. Takdir edilmelidir ki, Anadolu gibi bir çok savaşların oldugu, bir sürü medeniyetlerin kaybolduğu, kozmo-politik bir bölgede sağlıklı, „iste bu böyledir“ demek pek gerçekçi bir yaklaşım olamaz. Ama dediğim gibi ellerimizde bazı bilgiler var ki, bunlar bize bu konudaki araştırmalarımıza yardımcı oluyorlar. Ama sonuç itibariyle kişi kim olduğuna, nerden geldiğine kendi karar verecektir. Ben kimseye ne bir kimlik verme ne de bir kimlik arayışı içinde olmadığımı ifade etmek istiyorum. Bazı kişilerden değisik şekillerde mailler alıyorum. Kimileri bizlerin Türk kökenli olduğumuzu, kimileri ise Kürt kökenli olduğumuzu ifade ediyorlar. Ancak Diştaşlı hiç bir kimseden bizlerin Kürt kökenli olduğumuza dair bir cevap almış değilim. Ben bana bu konuda bildirimde bulunacak herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Belirttiğim gibi ben kendi kişisel araştırmalarım ve çabalarımın sonucu bu  bilgileri derledim. Kimseye herhangi bir şey ispat etmek niyetinde değilim. Herkesin benimle hem fikir olması diye bir olay da söz konusu değil. Bu olay benim öz-be-öz ebeveynlerimizin, dedelerimizin ve büyüklerimizin aktardıkları bilgilerden yola çıkarak hazırlamış olduğum derlemelerdir.  Bundan dolayı benimle bu görüşleri paylaşamayacak olanların anlayışına sığınıyor ve kendilerine teşekkürler ediyorum. Ben şahsen bir kimlik arayışı içinde değilim dedimdi; ancak  bazı şeyleri de merak etmiyor değilim. Ve her şeyden öncesi, ataları göçebe bir toplum olan, dedeleri Dişta
ş’a, babaları  Istanbul’a, ve kendisi de Avrupa’ya göçmüş olan bir 20.Yüzyıl Göçmeniyim. Dedelerimden, babalarımdan,amca ve dayılarımdan aldığım bilgileri ilerde kendi çocuğuma, yeğenlerime aktarabilmak için ve tanıdıklarımı unutmamak için bu uğraşıya giriştim. İnsan ilişkileri beni hep ilgilerdirdi, ilgilendiriyor da. Neyi, neden, nasıl yapıyoruz, bilsek fena mı olur? Benim yazdıklarım sadece Diştaş Köyü içindir.

Azerbaycan kaynakli bilgilere göre SADILLILAR

Konumuza dönüyorum: Dedelerimiz  Hazar Denizi' nin güney doğusundan, Horasan Bölgesinden gelmişlerdir. Şadıllı Kavimi Arap istilalarından dolayı Horasan bölgesinden göç eden Güney-Türk (Oğuz) Boylarındandır. Dilleri Güney Türkçesi olan Hallaç’ça ve Horasan Türkçesidir. „Şad Olan – Şad Olmuş“ anlamına gelir. Horasan’da Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen, ya da kabul etmiş göründüklerinden dolayı kendi gelenek, görenek ve inançlarını muhafaza edenlerden olan bu  Aşiret, yaşadıkları topraklar üzerinde can ve mal güvenliğinin kalmaması üzerine; tarihte kendilerinden daha önce Horasan’ı terk eden diğer kavimler gibi onlarda 13. ile 14. Yüzyıl arası batıya doğru göçe koyulmuşlardır. Benim derlediğim kadarıyla ; Horasan dan kalkıp son olarak Diştaş a gelmemiz 350 – 400 yıl sürmüştür. Hazar Denizinin güneyinden dolanarak , bu günkü Kars ile Ağrı illeri arasındaki bölgeden Anadoluya giriş yapmışlardır. Tabii ki bu göç seneler, onlarca yılda süre gelmistir. Daha sonra adını Horasan’dan göç edenlerin koyduğu bu günkü Erzurum’un Horasan ilçesinde konaklamışlardır. Burada da durmuyarak daha aşagılara, bu günkü Bingöl yöresine gelmişlerdir. Ancak burada da pek fazla uzun kalamamışlardır. Yerleşık halkla aralarındaki bir vakadan dolayı burayı da terk ederek, bu günkü Diştaş’a gelmişlerdir. Tabii ki Horasan’dan yola çıkıp daha sonra kabileden ayrılanlar olmuş. Bunun tersi ise; kaldıkları, konakladıkları yerlerden kendilerine, gerek evlilik yoluyla, gerekse ailece katılanlar olmuş. Mantıken kabul edilmelidir ki; tarihte devamli bu tür kavim göçleri olmuştur, bu başka boyutlarda günümüzde de devam etmektedir. Köyün Soy Ağacından da anlaşılacağı gibi köye ilk gelenlerden sonra katılanlar da olmuştur. Ancak biz bunları hep aynı kavim içersinde olduğunu kabul ediyoruz, çünkü eğer bu böyle olmasa; ne yeni gelenler kabul edilir ne de yeni gelenler olabilirdi. Demek ki, bir tanışlık, bir ilişki, bir bağ ve bir akrabalık söz konusu olmaktadır. Ama diğer ihtimalleri de dikkate almamız gerekir.

Şadıllıların 950’li yıllarda Azerbaycan’da beylik kurdukları, Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlandıkları, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda yine Azerbaycan’da yeniden iki kez hanlık oldukları bilinmektedir. Zazalarla soy olarak Türk olmaktan başka bir ilişkileri yoktur. Şadıllı yerleşim merkezi bugün Azerbaycan’da halen mevcuttur. Şadıllılar da Anadolu’ya göçmüşlerdir. Erzincan, Tercan ve Çayırlı’daki Şadıllılar Türkçe; Refahiye, İmranlı ve Şiran’daki (yani Koçgiri bölgesi) Şadıllılar Kırmanço; Dersim bölgesi (Tunceli ve Bingöl) Şadıllıları ise Zazaca konuşurlar. Konuştukları dillere bakarak bu Türk boyunu hangi etniğe bağlayacağız? Türkçe konuşanlara Türk, Kırmançço konuşanlara Kırmanç, Zazaca konuşanlara Zaza mı diyeceğiz? Böyle şey olası mıdır? Aynı etnik grubu üç etnik gruba nasıl bölebiliriz? Bunların Zazaların ötesinde Azerbaycan topraklarında şekillenmiş bir Türk boyu olduğu tarihçe ortadadır. Böyle olmasına karşın, bir bölümü Zazaca konuşuyor diye nasıl Zaza topluluğuna sokabiliriz? Demek ki, Zazaca konuşan, ama Zaza boyundan olmayan  birçok Türk boyu var. Örneğin Dersim ve yakın çevresi illerde yaşayan Kureyşan, Baba Mansur, Ağuçan v.b. gibi Alevi Dede Ocakları mensupları vardır ki, bunlar tümüyle yöreden edindikleri kültürle Zazaca konuşurlar. Bu dede soylarının Zaza topluluğundan olmadığını biliyoruz. Zazaca konuşmaları da onların Zaza toplumundan/ boyundan olmasını gerektirmez. Etnik kökenin belirlenmesinde dili ölçü almak pek bilimsel olmasa gerek değil mi?

Şadıllı’ların içersinde gerek Kürt gerekse Türk etnik kimliğini taşıdığına inanan ve iddia edenlere rastladım. Genelde Türk kökenli olduğunu beyan edenler çoğunlukta. Tabii benim kimleri tanıdığım da tartışma konusu olabilir.

Enteresan olan, bir Kavim ya da bir Kabile düşününüz ki; yüzyillar boyu inançlarını, yaşama biçimlerini, örf ve adetlerini ve kültürlerini her türlü sindirme ve baskıya karşı muhafaza etsinler ama etnik kimliklerini, yani Kürt kimliklerini kaybedip asimile olsunlar ve bu günlere gelmiş olsunlar. Bunu ben Şadıllılar’ın Kürt kökenli olduklarını iddia edenlere sunuyorum. Bu nasıl bir teoridir ki, bizim büyüklerimiz bunun tersini söylerken, onların çocukları ve torunları; büyüklerinin söyledikleri ve anlattıklarıyla uyuşmamaktadırlar. Hepimiz biliyoruz ki, coğrafi olarak bir çok milletin ve kavimin bir arada yaşayıp kaynaştığı ve bir çok medeniyetin, kavimin kaybolduğu topraklar üzerinde yaşıyoruz. Tabii ki bu konuda tam anlamıyla sağlıklı dayanak ve delileri ortaya koymak mümkün değil.  Kürt insanının tarihlerde yaşadıklarına, medeni gereklerin o topraklara götürülmediğine, gerektiğinde kullanıldıklarına ve halen Türkiye’de ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü fikrine katılıyorum. Birey olarak Kürt halkına sempati de duyuyorum, ama bu durum benim, atalarımın, ebeveynimin Kürt olması gerektiği savını getirmez. Nedense 60’lı yıllardan sonra Türkiye’de de başlayan devrimci ve sol hareket, doğu kökenli tüm devrimcilerinin, ya da düzen karşıtı insanların Kürt olduğunu imajini yaymaya yaradı. Devrimci ve solcuların bazı Alevi kısmı da bu baskı altında bulunan Kürt-Muhalefet kimliğini kabul etti.  Hani biz yeri geldiginde beyaz adamın Kizilderililere yaptıklarına karşı kendimizi onlardan biri hissetmemiz gibi. Bu gayet güzel ve yüce bir duygu, ama gerçek anlamda o etnik kimliğe sahip olduğumuzu getiremez. Yüzyıllarca muhafaza edilen Kürt kimlik şu son 50 yılda mı kayboldu, asimile oldu. Tabii ki şehirleşme ile bunu bağdaştırabiliriz ama neden yaşlılarımız şehirlere gelmelerine rağmen bizlere Kürt kimliği taşıdığımızı beyan etmediler, bizleri ona göre yetiştirmediler?  Okul, mektep ve medrese görmemiş bu insanlar neden üniverstie bitirmiş, yıllarca metropolllerde yaşayan Kürtlerden daha iyi ve aksansız türkçe konuşabiliyorlar? Bizim oralarda okul veya türkçe öğrenim mi vardı? Tekrar vurgulamak istiyorum: Biz Türk kökenli Türkleriz ama, ne ırkçı Türklerle, ne faşist Türklerle, ne de Türkiye’yi şu anda yönetenlerle ilgimiz var, ne de onlarla ayni görüşleri paylaşıyoruz.  Eger bir gün Türkiye sınırları içersinde bir Kürdistan devleti kurulursa, orada yaşayacak Alevileri nelerin beklediğini ben tahmin edebiliyorum. Ne Hanefi bir yönetim ne de Şafiiler Alevilere beklediklerini verebileceklerdir. Samimi söylüyorum, kendi yaşadiklarım ve tecrübelerim sonucu şunu gördüm: Sol görüşlü bir Kürtden ziyade, Sağ görüşlü bir Alevi-Türk ile daha çok ortak noktalarımın oldugunu ve kendimi rahat ve güvenli hissettiğimi. Bunun kaynağı Solcu-Kürt ile sadece ideolojik konuda birleşiyorum, Sağcı-Türk ile siyaset hariç kültür ve yaşama biçiminde. Bu bana kiminle nasıl geçineceğimi belirliyor. Öyle zannediyorum ki, sizlerin de kendinize göre kıstaslarınız ve kriterleriniz vardır ve sizlerde bunlara göre yaşamınızı ve ilişkileriniz belirliyorsunuzdur.

Gelelim biz kendi tarihimize:
Erzurum’dan sonra ilk konakladıkları yer Bingöl'ün Kiği yöresi olmuştur. 18.' Yüzyılda Distaş'a ilk gelenler "Kara Süleyman" ve kardeşi "Dik Hasan" olmuştur.
Kardeşlerden Kara Süleyman, Alçınkayalar'ın atası, Dik Hasan ise Altincevahir ve Demirdoğanlar'ın atasıdır. Apaydınlar'in atası, "Hüseyin Ağa" de yine aynı tarihlerde bölgeye gelerek "Harmanlık" olarak adlandırılan yere yerleşmiştir. Işıkcevahir Sülalesi'nin atası 'Çerçi Süleyman' ise daha önceleri yerleştiği Kemah'a bağlı "Sitemi Köyü" nün Çermik yöresinden göç ederek bölgeye gelmiştir. Köye en son gelen "Karakuş Sülalesi" nin atası olan 'Yakup Ağa'dır.
Atalarımızla birlikte Bingöl'ün Kiği yöresinden göç edip bölgeye yerleşen Şadıllı Aşireti'ne mensup daha baska komşu köyler de vardır.
Bunlar, Karaca, Güventepe(Bağzu), Arduçlu, Mezrahan, Sıralar, Gülensu(Hiştolar-Mecükler), Çalık, Amadun, Bahsor, Onurlu, Derebaş ve Pusas Köyleridir.
Köyümüz dağlık bir bölgede kurulu olup, Çerçiler, Akikler (Hıdo'nun Yeri (Kara Süleyman’ın oğlu)), İnce Habipler ve Gondikler (Ünlüce) olarak 4 Mahalle'ye ayrılır. Yüzölçümü yaklaşık 800 Km².
Gondikler (Ünlüce) Mahallesi
Kemah'tan alış-verişten gelirken tipiye yakalanan Hüseyin Ağa'nın ayakları donar ve parmakları düşer. Bunun üzerine Hüseyin Ağa'ya "Kondik" lakabı takılır. Kondik günümüze gelene kadar "Gondik" adını alır. Bu mahalle Apaydın Sülalesi'nin ikamet ettiği mahalledir.
İnce Habipler Mahallesi
Dik Hasan'in oğlu olan Habip'in ismini ve boyunun uzunluğunu ifade eden İnce Habip'in yeri anlamına gelmektedir. Bu mahalle Altincevahir ve Demirdoğan Sülalelerinin ikamet ettikleri mahalledir.
Akikler (Hıdo'nun Yeri) Mahallesi
Kara Süleyman'in oğlu Hıdır'ın yeri anlamına gelmektedir. Alçınkaya ve Karakuş Sülalelerinin ikamet ettikleri mahalledir.
Çerçiler Mahallesi
Çerçi Süleyman'in ilk yerleştiği yer olması nedeniyle, bu adla anılır. Işıkcevahir Sülalesi ve daha sonra, az miktardaki Alçınkaya Sülalesine ait  yerleşenlerin ikamet ettikleri mahalledir.
Köyümüze komşu olan köyler şunlardir: Sırali(Cıbolar), Yünlüce(Kullolar), Güventepe(Bağzu), Karaca(Karamustolar-Çelolar-Cemolar), Gülensu(Hıştolar-Mecükler), Dikyamaç(Belgüsor), Bozoglak(ihtik), Hakbilir(Pekereç), Seringöze(Sötge) ve Korkop'tur.
Geçim arıcılık, hayvancılık ve son dönemde çok az olmak kaydıyla tarıma dayanmaktadir.
Köyümüzün insanları seferberlik zamani zorunlu olarak Malatya ve Sivas'ın Kangal yörelerinde geçici iskana tabi tutulmuşlarsa da, sonralari tekrar köylerine geri dönmüşlerdir. 1940'li yıllardan sonra, yöre şartlarının ekonomik zorlukları nedeniyle büyük şehirlere göçler başlamıstır. Istanbul'a ilk gelen "Patron" lakaplı "Süleyman Altın" olmuştur. Daha sonraları "Haydar Çavuş"un Tuğla Harmanı Fabrikasında çalışması nedeniyle diğer köylülerimiz de onu izleyerek, Silahtarağa' ya, İbrahim Diştaş'ın Kartal'a yerleşmesi nedeniyle, Kartal'a, Rabak Bakır Fabrikası'nda çalışıldığı için de Kağıthane'ye, 1970'li yıllarda Rabak Fabrikası'nın İzmit'e taşınması  nedeniyle de İzmit'e yerleşmişlerdir. 1960 sonraları gündeme gelen "Yurt Dışı Göçleri" ne katılan  insanlarımızda ilk olarak Almanya'ya göç etmişlerdir. Akrabalarımızdan bazıları şu anda Almanya'da, Avusturya da, İsviçre'de, Fransa'da, İngiltere'de, Amerika'da, Kanada'da, Romanya'da, Avustralya da  yaşamaktadırlar.

Aşağıda Soydaşımız Kazım Çelik'in anlatımlarından Dedelerimizden Hüseyin Ağa'nın Diştaş yöresinden göç edişini öğrenecegiz.
Kazım Çelik, 1935  yılında Susuz Köyünde dünyaya gelmiş. Büyük dedeleri Hüseyin Ağa  Diştaş'tan göç ederek önce Hoperek Köyü'ne yerleşir. Hüseyin Ağa'nın çocukları; Ali, Kaya, Gülağa, Süleyman ve diğer amca çocukları daha sonra buradan da göç ederler. Bir amca çocuğu Dostolar Köyü'ne, biri Çalıklar Köyü'ne, birisi de Armutlu Köyü'ne yerleşirler. Diğerleri devam ederek Gümüşhane ili  Şiran ilçesi hudutları içersindeki Çimendağı eteklerinde sıra halinde; Süleyman Amcaları  Eldiğin Köyü'ne, Gülağa Amcaları  Daribükü Köyü'ne, Kaya Amcaları  Tepedam Köyü'ne, dedeleri Ali ise Hozman Köyünde Şeyh isimli birinin yaninda bir kaç sene kaldıktan sonra Susuz Köyü'ne yerlesmiş,  Munzur Dağı'ndan gelme Hüseyin isimli birinin kızıyla evlenmiştir.
1960 yılında Diştaş'tan göç etmislerin bu köydeki hane sayısı 13'e yükselmiştir. Bu gün hane sayısı; biri köyde, ikisi Erzincan'da, üçü Ankara'da ve 56'si Istanbul'da olmak kaydıyla toplam 62'dir. Bu soydaşlarımızın okur yazar oranı % 70 civarındaymış.
Susuz Köyün Coğrafyası
Bu köy Şiran'a 15 km uzaklıkta, düzlük verimli vir toprağa sahipmis. Güneyinden Kelkit Irmağı geçermis. Güneyinde; Balıkhisar, Tepedam, batısında; Aşagı Hazman ve Yukarı Hazman, kuzeyinde; Aksiper ve doğusunda Çapullu ve Eleç Köyleri bulunuyormuş. Köyün geçim kaynağı hayvancılık ve tarıma dayanıyormuş. Köyden ilçeye ulaşım taksi ve minibüsle sağlanıyormuş. Köyde elektrik, telefon ve her evde su tesisatı bulunuyormuş. Köy halkı 6 Sülale'den oluşup 250 Hane'ye ulaşmıştır.
Erzincan Tarihinden aktarmalar. Kaynak:Seyhan Diz

Ne gibi yenilikler var?
Bana fikirlerini, istek ve dileklerini ileten tüm dostlara sonsuz teşekkürler ediyorum. Türkiye’nin degisik yörelerinde bizlerle kan bağı akrabalarimizin oldugunu, Sivas'ın Kangal ilçesinde, Maraş’ta yine bizim Aşiretten gitme birkaç köy olduğunu,
Azerbeycan’da Sadilli’larin oldugunu öğrendim. Ne yazik ki bu akrabalarımızın adreslerini elim bir Virus olayı sonucu yitirdim. Bu akrabalarımızın bana adreslerini bir kere daha bildirmelerini tekrar rica ediyorum.
Ayrica katılımları olacak tüm herkesi fikirlerini beyana davet ediyorum.Te
şekkürler.
 

Distas Köyü Soy Agaci için Tikla   >>>

 Ali Usta Alcinkaya Sülalesi >>> 

Sizlerle ilgili eksik olan bilgileri e-mail adresime yollayabilirmisiniz?
 

Düsünceleriniz için »»» e-mail !

YUKARI